585,586,587,588,589 ve
590 nolu Hadisler’in İzahı:
Bu hadîslerin hepsi Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ne gibi şeylerden Allah'a sığındığını, bunları
namazın neresinde ve niçin yaptığını beyân etmektedirler.
Hadîsler birer birer
tetkik edilirse Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kendilerinden
Allah'a sığındığı şeyler şöyle hulâsa edilebilir:
1- Cehennem azabından,
2- Kabir azabından,
3- Hayât ve memat
fitnesinden,
4- Mesîh-i deccâlın
fitnesinden,
5- Günah ve borçdan.
Bu rivayetlerden Hz.
Âişe hadîsini Buhârî «Namaz» ve «İstikraz» bahislerinde; Ebu Dâvûd ile Nesâî
dahî «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in namazda duâ etmesinden murâd selâm vermezden önce namaz
sonudur? Gerçi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) masum olduğu için mezkûr
şeylerden dolayı Allah'a sığınmaya ihtiyâcı yoksa da onun yinede Allah'a
sığınması Allah korkusundan ayrılmamak ve ümmetine nümûne-i imtisal olmak; bir
de ümmetine nasıl duâ edeceklerini öğretmek içindir. Mesîh-i deccâl ondan çok
sonra çıkacağı hâlde onun fitnesinden dahî Allah'a sığınması yine bu hikmete
mebnîdir. Yâni Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in onun şerrinden
Allah'a sığınması ümmeti hakkında bir çok faydalar te'mînine mâ'tûfdur. Ezcümle
deccalın bir gün gelip çıkacağı haberi ümmet arasında nesilden nesile intikâl
eder, herkes onun yalancı, müfteri, müfsit bir herif olduğunu vaktiyle öğrenmiş
olur. Bu sebeple mü'minlere onun hiç bir gizli hususu kalmaz ve çıktığı zaman
onunla karşılaşan mü'minler şaşırıp kalmazlar. Onun bütün iddialarının bâtıl olduğunu
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
'in hadîslerinden Öğrenirler.
Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) 'in deccalın şerrinden Allah'a sığınması ümmetini öğretmek
için yahut ümmeti nâmına da olabilir.
İsâ (Aleyhisselam) ile
Deccal'a niçin Mesih denildiğini evvelce görmüşdük. Burada da kısaca arz
edelimki Hz. îsâ ile deccal biribirlerinden isimleri ile kayıtlamak sureti ile
ayrılırlar. Deccal'a, Mesîh denilmesi kendisinden hayır mesh edilip alındığı
içindir. Bir gözü tamâmi ile silinmiş gibi dümdüz kör olduğu için bu ismin
verildiğini söyliyenler bulunduğu gibi çok gezdiği için Mesîh denildiğini
söyleyenler de vardır. Hattâ Ebu'l-Heysem deccala Mesîh değil «Missîh»
denildiğini söyler.
Hz. İsâ'ya, Mesîh
denilmesi ise sırf hayır i'tibâri iledir. Zîrâ mübarek eli ile bir hastaya
dokunsa hasta hemen iyileşirdi. Kendisine bu ismin verilmesi ayak altlarının
dümdüz olduğundan ileri geldiğini söyliyenler olduğu gibi; dünyâya gelirken yâğ
ile mesh edilmiş olarak doğduğu için Mesih denildiğini söyleyenler de vardır.
Hayâtın fitnesinden
murâd: Yaşadığı müddetçe insanın başına gelen çeşitli sıkıntılar, belâlar ve
düşüncelerdir. Bunların en büyüğü — Maazallah— ölürken îmânı kurtaramamakdır,
Memat fitnesi: Ölüm
fitnesi demekdir. Bununla ne kasdedildiği ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bâzıları
bundan kabir fitnesinin kastedildiğini söylemişlerdir. Bir takım ulemâya göre
ise ölüm fitnesinden murâd Kâl-i ihtizâr yâni can çekiştirme hâlindeki
fitnedir. O anda şeytan aleyhillânenin bir çok fitne ve desiselere baş vurarak
müslümanı imânından etmeye çalışacağı çeşitli delillerle malûmdur.
Ölüm fitnesi, kabir
fitnesi diye tefsir edilince kabir fitnesi ile kabir azabının aynı şey
oldukları ve lüzumsuz yere tekrar edildikleri hatıra gelebilirse de hakîkatde bunlar
biribirinin aynı değildirler. Çünkü fitne azaba sebep olan şeydir. Azap onun
müsebbebidir. Bittabi sebep başka müsebbeb yine başkadır. Binaenaleyh tekrar
yokdur.
«Borçdan ne kadar da çok
Allah'a sığınıyorsun Yâ Resûlallah!» diyen zâtın kim olduğu malûm değildir.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ona cevaben :
«Çünkü bir adam
borçlandımı konuşur ve yalan söyler; vâd ederde sözünde durmaz.» buyurması şu
mânâya gelir: Bir adam borçlandımı borcunu ödemek için bir şey veya bir vakit
gösterir. Zamanı gelince vâ'd ettiği şey'i bulup veremez yahut vâd ettiği
zamanda borcunu ödeyemez; bu suretle yalanacı olmuş olur. Vadinden dönmesi de
bu mânâyadır. Yâni borcumu sana filan
târihde ödeyeceğim diye söz verir, o târih gelince ödeyemez bu suretle vadinden
de dönmüş olur. Hâlbuki gerek yalancılık gerekse sözünden dönme münafıkların
sıfatlanndandır. Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir: Hayât memat fitnesi
bütün fitnelere şâmildirler. O hâlde diğer fitnelerin zikrine ne lüzum vardı?
Cevap: Diğer fitnelerin
ayrı ayrı zikredilmesi şerlerinin çokluğu ve büyüklüğünden dolayıdır. Şüphesiz
ki âmm'ın şâmil olduğu bâzı ferdleri tahsis etmek onların hükmüne son derece
ehemmiyet ve dikkat atfedildiğini gösterir.
Fahr-i Kâinat
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin borçdan da Allah'a sığınması:
Abdullah b. Ca'fer hadîsine muarız gibi görünmektedir. Çünkü o hadîsde:
«Şüphesiz ki Allah
Teâlâ'nın kerih gördüğü bir hususa âid olmadıkça Allah Teâlâ: borcunu
ödeyinceye kadar borçlu ile beraberdir.» buyurulmaktadır. Hattâ hadîsin râvîsi
Abdullah b. Ca'fer'in hizmetçisine: «Git benim için borç al! Çünkü ben bu gece
Allah benimle beraber olmadıkça rahat olamam.» dediği rivayet olunur.
Taberânî biribirine
muarız görünen bu hadîslerin ikisinin de sahîh olduğunu söylüyor. Fakat
hakîkatda hadîslerin arasında muâraza yokdur. Çünkü aralarını bulmak mümkündür.
Bunların aralan şöyle
bulunur: Nebi (Sallallahu Aleyhi ye Sellem) in Allah'a sığındığı borç mubah bir
şey hakkında alınmışdır. Lâkîn ödemeye imkân yokdur. Bunu alan kimse dîn
kardeşinin malını helake mâruz bırakmış olur. Yahut borç alır; ödemeye iktidarı
da vardır; yalnız ödemeye niyeti yokdur. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) bunu ümmetine tâlim için
söylemişdir. Yoksa kendisinin ödememek niyeti ile borç almasına imkân yokdur.
Ca'fer hadisi ise
hakîkaten şer'an bir ihtiyâca mebnî ve ödemek niyeti ile alınan borçdur.